Trabzonspor'dan Fatma Kara: Alman disiplini Türk hırsı!
Trabzonspor Kadın Futbol Takımı’nın orta sahadaki önemli ismi Fatma Kara, kulüp dergisine konuştu.
Her adımında yeni bir deneyim, her durakta yeni bir futbol kimliğini keşfe- den, farklı liglerde yoğrulan sahadaki aklı, mücadele gücü ve istikrarıyla dikkat çeken Kadın Futbol Takımı’nın orta sahadaki önemli ismi Fatma Kara, Milli formadan kulüp kariyerine uzanan serüvenini anlattı. Kara, orta saha oyuncusunu tanımlarken, “Orta saha oyuncusunun çabuk düşünmesi, oyunu okuyabilmesi ve en önemlisi günümüz futbolunda öne oynayabilmesi, takımı atağa kaldırabilmesi gerekir. Bu da oyuna doğrudan çok büyük bir katkı sağlar. Aynı zamanda takım arkadaşlarını yönlendirmesi de gerekiyor. Kendimi anlatacak olursam; iki ayağını kullanabilen, tecrübemin de kattığı pozitiflikle kadın futbolunda daha çabuk düşünebilen ve daha hızlı yorum yapabilen bir futbolcuyum” dedi.
Şimdi söz Fatma Kara’da…
Ailenin ilk başta karşı çıkmasına rağmen onları ikna etmek zorunda kaldığın süreç var. Futbola başlama hikayeni anlatır mısın?
Futbolu kendimi bildim bileli çok seviyordum ama benden önce ağabeyim futbola başlayıp üç ay sonra sıkılıp bıraktığı için ailemi ikna etmen zor oldu. Israrlarım sonucu beni antrenmana götürdüler ve o ilk antrenmanımdan itibaren bana inandılar ve destek olmaya başladılar. Babam her antrenmanımı ve maçımı izlemeye geliyordu. Onların bu desteğini gördükçe performansım her sezon artarak devam etti. Önce amatör takımlardan teklifler aldım, ardından bölgesel ve eyalet takımlarına seçildim. 16 yaşında Lütgendortmund kulübünün A takım kadrosunda yer aldım ve ilk amatör sözleşmemi imzaladığımda, bu işi profesyonel olarak yapmaya karar verdim.
Almanya'da doğup büyümek futbol karakterini nasıl şekillendirdi? Türkiye'ye geldiğinde seni en çok zorlayan fark ne oldu?
Almanya, kural ve disiplinin ön planda olduğu bir ülke. Bu yapı, futbolumda daha hırslı olmamı ve asta pes etmemeyi öğrenmemi sağladı. Türkiye'ye geldiğimde 19 yaşındaydım. Ailem, tek başıma farklı bir ülkede olmam fikrine çok sıcak bakmamıştı, bu durum onları endişelendiriyordu. Ancak 'olmazsa geri dönerim' diyerek Trabzonspor'un teklifini değerlendirmeye karar verdim. Buradaki kadın futbolunun seviyesine dair neredeyse hiçbir fikrim yoktu. Sadece Milli takımdan tanıdığım takım arkadaşlarımın anlattıkları kadar bilgi sahibiydim. İlk geldiğimde, daha kat etmeniz gereken uzun bir yol olduğunu fark ettim. Futbola yeni başlamış sporcuların olması beni en çok zorlayan konulardan biriydi. Almanya'da yıllardır futbol oynayan sporcularla birlikte oynuyordum ve bu nedenle her antrenmanda, her maçta kendimi kanıtlamak zorundaydım. Türkiye'de ise daha çok takım arkadaşlarıma yardımcı olmaya ve onları yönlendirmeye odaklandım. Ama kısa sürede adapte olduğumu düşünüyorum. İlk sezonumun ardından Almanya'ya geri dönmek istemedim. Başlangıçta risk alarak çıktığım bu yolculuk, zamanla güçlü bir aidiyet duygusuna dönüştü.
Trabzonspor'dan Fatma Kara: Alman disiplini Türk hırsı!
Trabzonspor kadın takımı ilk kurulduğu 2010- 2011 döneminde takımımızda forma terletmiş ve 22 maçta 9 gol kaydetmişsin. Tekrar kulübümüze dönmek sana nasıl hissettirdi geri dönmenin en büyük sebebi neydi?
Trabzon'a ilk geldiğimde bu şehri çok sevmiş ve burada olmaktan büyük mutluluk duymuştum. Kulübümüzün Kadın Futbol Takımının kapanmasının ardından da buradan ayılmadım; Trabzon İdmanocağı'nda futbol hayatıma devam ettim. Aynı zamanda Karadeniz Teknik Üniversitesi'nde eğitim aldım. Bu şehirde çok sayıda anı biriktirdim. Trabzon benim için adeta ikinci bir memleket haline geldi. Kariyerimin sonlarına yaklaşırken, Türkiye'de ilk kez terlettiğim formayla futbolu bırakmak istediğim için yeniden Trabzonspor'a dönme karan aldım.
Almanya'dan Türkiye'ye uzanan bu yolculuk sadece bir ülke değişimi değil, aynı zamanda bir kimlik inşası. İki farklı futbol kültürü arasında seni en çok zorlayan şeyler neler?
Almanya'da futbol daha çok koşuya, sisteme ve fiziksel güce dayalı. Genelde takım oyununun ön planda olduğu görülür hatta tekniğiyle öne çıkan futbolculara çok nadir rastlanır. Türkiye'ye ilk geldiğimde sporcuların kendi aralarındaki performans farkı çok fazla olduğu için daha çok bireyselliğe dayalı futbol oynanıyordu. Ancak büyük kulüplerin kadın futboluna yatırım yapmasıyla bu yapının hızla geliştiğini söyleyebilirim. Bugün gelinen noktada, Türkiye'deki kadın futbolunun sistem, taktik ve fiziksel güç açısından Avrupa ülkelerine giderek daha fazla yaklaştığını düşünüyorum.
Takımımızın beyni konumundasın. Bunun sebebi tecrüben ve hırsın olduğunu düşünüyorum. Sence bir orta saha oyuncusunun olmazsa olmaz yapması gereken şeyler nelerdir?
Özellikle bir orta saha oyuncusunun çabuk düşünmesi, oyunu okuyabilmesi ve en önemlisi günümüz futbolunda öne oynayabilmesi, takımı atağa kaldırabilmesi gerekir. Bu da oyuna doğrudan çok büyük bir katkı sağlar. Aynı zamanda takım arkadaşlarını yönlendirmesi de gerekiyor. Kendimi anlatacak olursam; iki ayağını kullanabilen, tecrübemin de kattığı pozitiflikle kadın futbolunda daha çabuk düşünebilen ve daha hızlı yorum yapabilen bir futbolcuyum. Günümüzdeki oyunculara baktığımda hırsımın, sanırım onlardan kat kat daha yüksek olduğunu söyleyebilirim. Hâlâ çok çalışıyorum, eksiklerimin farkındayım ve kendimi geliştirerek devam ediyorum. Orta saha oyuncusu demek, oyunun omurgası ve yönlendiren kişi demektir. Kıvrak olmalı, çabuk düşünmeli ve sonuca odaklı olmalısın. Günümüz futbolunu takip ediyor ve her gün kendimi geliştirmeye devam ediyorum.
Takımımızda farklı yaş gruplarına sahip birçok oyuncu var ancak sezon boyuncu takımın en büyüklerinden biri olmana rağmen her maçta ilk 11 oynayan tek oyuncu konumundasın. Bunu neye bağlıyorsun?
Yaş benim için sadece bir rakam. Bir sporcu sağlığına, beslenmesine ve dinlenmesine dikkat ettiği sürece uzun yıllar üst düzeyde oynayabilir. Ben de futbolun benim mesleğim olacağına karar verdiğim andan itibaren hem fiziksel hem de mental olarak kendime her konuda özen göstermeye başladım. Bu da sahada daha fazla süre almama katkı sağladı. Fiziksel olarak hazır olduğum sürece tecrübem, saha içinde bana önemli bir avantaj sağlıyor. Maçın içinde sahip olduğum tecrübeyi kullanarak oyunun farklı tempolarına ve senaryolarına kolaylıkla uyum sağlayabiliyorum.
Kariyerin başından itibaren çok önemli maçlarda bulunmuşsun, en unutulmaz maçın hangisiydi?
Gerek kulüp takımımda gerekse milli takımda birçok önemli maça çıktım. Her maçın benim için ayrı bir önemi var; ancak unutamadıklarım arasında milli takımda oynadığım Rusya maçı özel bir yere sahip. Uzatma dakikalarında kalemizde beraberlik golünü gördükten sonra, santraya giderken forvetimize, doğrudan atağa çıkacağımı söyledim. Santra sonrası yaptığımız verkaçla ceza sahasına yaklaştım, şutumu çektim ve top ağlarla buluştu. Golün hemen ardından hakem maçı bitirdi ve sahadan 2-1 galip ayrıldık.
Türkiye Milli takımlarının farklı yaş gruplarında yer aldın. Senin için o forma bir görev miydi, yoksa çocukluk hayallerinin somut hali mi?
Sanırım branş fark etmeksizin her sporcunun hayali, bir gün kendi ülkesini temsil etmektir. Milli takıma davet edildiğimi öğrendiğim an zaten evde büyük bir heyecan oluştu. Her anını, çıktığımız her maçı unutmayacağım.
İzlanda soğuk bir coğrafya, sert bir futbol ve bambaşka bir disiplin. Orada geçirdiğin zaman sana sadece futbolu mu öğretti, yoksa hayata dair başka şeyler de kattı mı?
Özellikle hava koşulları açısından oldukça zorlu dönemler geçirdik. Farklı bir futbol sistemi içinde oynamayı öğrenmemin yanı sıra, dilimi geliştirme konusunda da bana büyük katkı sağladı. İzlanda'da futbol daha çok koşuya dayalı bir sistem etrafında şekilleniyor. Gitmeden önce kondisyonumun yeterli olmadığını düşünüyordum ancak orada çalıştıkça bu sisteme rahatlıkla uyum sağlayabildiğimi ve fiziksel gücümün düşündüğüm den çok daha iyi olduğunu fark ettim.
Futbol sadece fiziksel değil, aynı zamanda zihinsel bir savaş. Sakatlıklar, formsuzluklar, eleştiriler... Bunların içinde en çok hangisi seni zorladı? Ve en kırıldığın, en zorlandığın anlarda seni yeniden ayağa kaldıran metodun ne oldu?
Ben hiçbir zaman dış çevreden gelen eleştirileri fazla önemseyen biri olmadım. Çünkü eğer bu eleştirileri dikkate alarak hayatıma yön verseydim bugün bulunduğum noktaya ulaşamazdım. Bu nedenle beni en çok etkileyen unsur, kendi mental gücüm oldu. Özellikle yaşadığım sakatlıklar, bu mental dayanıklılığı geliştirmemde önemli bir rol oynadı. Ama ben oldukça hırslı bir insanım, annemin hep dediği gibi, maç içinde burnum düşse durup onu almaya tenezzül etmem. Futbol benim için hiçbir zaman bir seçenek olmadı o hayatımın parçasıydı ve bunun için mücadele etmek hayatımda yaptığım en anlamlı şeydi.
Farklı ülkelerde, farklı sistemlerde oynadın. Sence futbol gerçekten evrensel mi yoksa her ülkenin kendine has özellikleri mi var?
Birçok farklı futbol sistemiyle oynadım ve şunu söylemeliyim ki futbol, evrensel bir yapıya sahip olsa da her yerde yeniden öğrenilmesi gereken bir olgudur. Kültür nasıl her coğrafyada farklılık gösterip ortak bir amaca hizmet ediyorsa, futbol da benzer şekilde farklı sistemlerin öğrenilip harmanlanmasıyla bir bütün oluşturur.
"Kötü oynadım' dediğin bir maçtan sonra kendinle nasıl konuşursun?
Kötü oynadığım bir maçın ardından öncelikle kendi analizimi yapmaya çalışırım. Maçı yeniden izler, yaptığım hataları not alırım. Bu hataları tekrarlamamak için çözüm yolları geliştirir ve bir sonraki maçta aynı hataları yapmamaya odaklanırım. Ayrıca eksik olduğum yönlerimi belirleyip, bu alanlara daha fazla yoğunlaşarak kendimi geliştirmeye çalışırım.
Futbolda 'sadakat’ kavramı sence hâlâ var mı, yoksa artık sadece profesyonel bir tercih mi?
Büyük kulüplerin varlığıyla birlikte, futbolda sadakat anlayışının yerini daha çok profesyonelliğin aldığını düşünüyorum. Çünkü zaman zaman, gönül verdiğin takıma karşı mücadele etmek zorunda kalabiliyorsun. Bu noktada ise iş ahlakı ve profesyonel etik devreye giriyor. Eğer yalnızca tuttuğum takım söz konusu diye profesyonelliğimi bir kenara bırakırsam, bu durum futbolun kendisine karşı bir saygısızlık olur.
Bir kız çocuğu düşün; hayalleri var ama etrafındaki sesler onu durdurmaya çalışıyor. Sen o kıza ne söylemek isterdin?
Sesler hep olacak. Biri 'yapamazsın' diyecek, biri 'sana göre değil' diyecek. Ama bil ki o sesler senin sınırın değil, sadece başkalarının korkusu.
Futbolu bıraktığın gün, insanlar seni nasıl hatırlasın isterdin? Ve her şeyin başına dönebilseydin, yine aynı yolu seçer miydin?
Futbolu bıraktığım gün, insanların beni sadece sahada oynayan bir oyuncu olarak değil; futboluyla farklı ülkelere, farklı hayatlara dokunmuş ve iz bırakmış bir sporcu olarak hatırlamasını isterdim. Gittiğim her yerde bir parça iz bırakabilmiş olmak, insanların kalbinde küçük de olsa bir yer edinebilmek b
enim için en büyük anlam olurdu. Her şeyin başına dönebilseydim, tüm zorluklara, sakatlıklara ve mücadelelere rağmen yine aynı yolu seçerdim. Çünkü bu yol bana sadece futbolu değil, hayatı da öğretti. Yaşadığım her anı, her duyguyu ve her mücadeleyi beni ben yapan değerli parçalar olarak görüyorum.
Yorumlar
Kalan Karakter: