Eski Futbolcusundan Sert Sözler: "Trabzonspor Haddini Bilmediği İçin Büyük Kulüp Olmuştur!"
Trabzonspor'un eski futbolcusu ve Gençlerbirliği Yardımcı Antrenörü Ergin Keleş, T Dergi’ye konuştu.
Futbol kariyerine nokta koyduktan sonra yeşil sahalardan çok da uzun bir süre ayrı kalmadın, bu sefer saha kenarında, teknik kadroda futbola hizmet ediyorsun, yeni dönem nasıl gidiyor sorusunu yanıtlayan Ergin Keleş, şu an Gençlerbirliği Kulübü’nde Metin Diyadin Hocasıyla birlikte olduğunu belirtti. Futbolculuktan antrenörlüğe geçişin, oyunun geometrisini ve ruhunu başka bir açıdan görmeyi zorunlu kıldığını ifade eden Keleş, kulüp olarak oldukça zorlu, yıpratıcı bir süreci geride bıraktıklarını ve adeta küllerinden doğduklarını vurguladı. Şimdi tüm konsantrasyonlarını yeni sezona verdiklerini söyleyen başarılı antrenör, yeni sezonda oyunlarına neler katabileceklerini, taktiksel ve zihinsel olarak neleri yenileyebileceklerini düşündüklerini, kısa bir tatil dönemleri olsa bile mesleklerinde zihnin hiçbir zaman tatile çıkmadığını, lig bitse de saha dışındaki mesailerinin, analizlerinin ve arayışlarının hiç bitmediğini, futbolun olduğu her yerde hep hareket halinde olduklarını dile getirdi.
Uzun süren profesyonel spor hayatından sonra birçok futbolcunun ciddi bir boşluğa, hatta kimlik krizine düştüğü gerçeği ve bu geçişi nasıl atlattığı yönündeki soru üzerine ise Keleş, spor dünyasındaki trajik bir hataya parmak bastı:
"Maalesef futbolcuların kariyerleri boyunca yaptığı en ciddi, en trajik hatalardan biri bu. Sahada oldukları yıllarda “insan biriktirebilmeyi” hayatı genişletebilmeyi pek beceremiyorlar. Futbol oynadıkları dönemde, dış dünyanın rüzgarlarından yalıtılmış, tabiri caizse steril bir akvaryumun içindeler. O parıltılı dünyada çok fazla insana ya da derin ilişkilere ihtiyaç duymadıklarını sanıyorlar. Ancak spot ışıkları söndüğünde ve futbolun ardından o büyük, gerçek dünyaya adım attıklarında iş değişiyor. İşte o yeni hayatta, futbolculuk döneminde inşa ettiğiniz gerçek dostluklar ve entelektüel yatırımlar sizin en büyük dayanağınız oluyor. Bu ilişkileri kuramayan, dünyasını genişletemeyen sporcular sudan çıkmış balığa dönüyor ve derin bir boşluğa düşüyor. 35 yaşından sonra hayata sıfırdan başlamak ve o boşlukla yüzleşmek büyük bir tehlike; bunu yaşayan çok dostumuz var. Ben futbol oynarken sahada topun gittiği yeri gördüğüm kadar, sonrasını da görmeye çalıştım. Kendimi sadece fiziksel olarak değil, zihnen de hep aktif ve uyanık tutmaya gayret ettim. Haliyle o korkulan boşluğa düşmedim. Oyundan kopsam bile edebiyatla, sinemayla, yeni insanlarla ve bitmeyen okumalarla o boşluğu hemen dolduruyorum."
Trabzon, Büyük Endüstriyel Ekonomilere Saf İnatla Kafa Tutmuştur
Bir Trabzonlu olarak Trabzon ve Trabzonspor'un iç dünyasında neyi ifade ettiği sorulduğunda adeta bir futbol felsefesi dersi veren Ergin Keleş, Trabzon'un kendisi için bir şehirden, coğrafi bir terimden çok daha fazlası, köklü bir yaşam kültürü ve bir varoluş biçimi olduğunu belirtti. Hayata dair pek çok temel öğretiyi futboldan öğrendiğini, futbola dair o hırçın, gururlu ve pes etmeyen karakteri de Trabzon’dan ve Trabzonspor’dan aldığını söyleyen Keleş, kelimenin tam anlamıyla Trabzonspor futbol kültürünün rahlesinden geçmiş, orada yetişmiş bir adam olduğunu ifade etti. Kuşaklarının üzerinde emeği büyük olan, en sevdiği öğretmeni Özkan Sümer tarafından ruhlarına üflenen ilkelerin, hayatının birçok dönüm noktasında önünü aydınlatan birer ışık olduğunu kaydeden ünlü futbol adamı, bu benzersiz ruhu şu sözlerle aktardı:
"Bu şehre ve onun temsil ettiği değerlere kalpten bir aidiyet hissediyorum, bunun gururu da bana yetiyor. Trabzon insanının, o toprağın kendine has bir havası, bükülmez bir doğruluğu vardır. Trabzon kenti ve Trabzonspor’un varlık mücadelesi, özünde çoka karşı azın mücadelesidir; yerleşik güçlü odaklara karşı bir başkaldırıdır. Futbolda sıkça duyduğumuz o ezber cümle vardır ya: “Haddini bilerek oynamak...” İşte bu kavram Trabzon’un lugatında ve genetiğinde yoktur. Çünkü Trabzon, tam da o haddini bilerek oynamayı reddettiği, o dar sınırları yırtıp attığı için Anadolu’dan çıkıp büyük bir kulüp olmuş, devrim niteliğinde şampiyonluklar elde etmiştir. Büyük endüstriyel ekonomilere karşı o saf inatla kafa tutabilmiştir. Onu futbol tarihinde özel ve biricik kılan şey de bu tavizsiz tarzıdır."
Yoğun temposunun arasında memlekete gidip gelemediği ve bağlarının ne durumda olduğu sorulduğunda gülerek tepki veren Keleş, annesinin, babasının, neredeyse tüm çocukluğunun ve akrabalarının hâlâ orada olduğunu, tabii ki her fırsatta gittiğini ve bu yaz da ilk fırsatta orada bulunacağını söyledi. Kendisinin o topraklardan tamamen kopmasının, orayı unutmasının eşyanın tabiatına aykırı olduğunu belirten başarılı antrenör, Trabzon'un sadece nüfus kütüğünün bulunduğu ya da doğup büyüdüğü bir şehir olmadığını, oranın dünyada kendisini en yalın, en güvenli ve en ait hissettiği yegane yer olduğunu ekledi. İnsanın profesyonel hayat gereği yıllarca başka şehirlerde, bambaşka kültürlerin içinde yaşayabileceğini ama çocukluğunun koştuğu o dar sokakları, dalgaların kıyıya vurduğu o sert denizin kokusunu ve o şehrin insanının samimi hırçınlığını asla hafızasından söküp atamayacağını ifade eden Keleş, Trabzon’a ayak bastığı an tüm yorgunluğunun gittiğini ve kendisini gerçekten evinde hissettiğini, bu yüzden o şehri ziyaret etmenin bir lüks değil, bir ruh tazelemek olduğunu sözlerine ekledi.
Sislerin Arasındaki O Muhteşem Yaylalarımızın Hepsini Solumak Lazım
İlk kez Trabzon’a gidecek ve o kültürü yerinde soluyacak birine rehberlik etse nereleri görmesini önereceği sorulan Ergin Keleş, Trabzon’u sadece şehir merkeziyle sınırlı tutmanın ona büyük bir haksızlık olacağını, ilçe ilçe, vadi vadi düşünülmesi gereken muazzam bir coğrafya olduğunu söyledi. Tarihî ve kültürel bir tur için şehir merkezinde Atatürk Köşkü, Hasan Paşa Hamamı, Zağnos Vadisi, Ayasofya Camii ve Ortahisar Camii'nin ilk duraklar olması gerektiğini belirten Keleş, kulübün o şanlı hafızasına tanıklık etmek için Trabzon Şehir Müzesi ve elbette Trabzonspor Müzesi'nin mutlaka gezilmesi tavsiyesinde bulundu. Trabzon’un asıl ruhunun yukarılarda olduğunu ve sislerin arasındaki o muhteşem yaylaların hepsini solumak gerektiğini anlatan Keleş, Maçka’ya doğru uzanıldığında kayaların bağrına gizlenmiş Sümela Manastırı, Vazelon Manastırı ve o eşsiz lezzetiyle Hamsiköy'ün ziyaretçileri karşılayacağını, tabiat harikası Uzungöl'ün de listenin ayrılmaz bir parçası olduğunu hatırlattı. İşin bir de gastronomi boyutu olduğunu ve Trabzon'un bu konuda tam bir hazine sunduğunu belirten Keleş, merkezdeki lokantalardan ilçelerdeki salaş mekanlara kadar uzanan, tereyağının ve mısır ununun hayat verdiği o zengin yöresel lezzetleri tatmadan dönmenin Trabzon’u eksik bırakmak anlamına geleceğini ifade etti.
Geçtiğimiz yıllarda futbolun arka bahçesini ironik ve samimi bir dille anlatan Nasıl Yıldız Olunmaz isimli kitaba imza attığı hatırlatılarak masasında yeni bir kitap çalışması veya yazın yolculuğu olup olmadığı sorulan eski milli futbolcu, geleceğe yönelik planlarını ve beslendiği edebi kaynakları şu cümlelerle özetledi:
"Şu an için ufukta yeni bir kitap projesi görünmüyor. Tüm enerjimi, zamanımı ve odağımı tamamen teknik direktörlük/antrenörlük kariyerime vakfetmiş durumdayım. Futbol teorisi üzerine kendimi geliştirmeye, dünyadaki modern taktikleri incelemeye ve sürekli yenilenmeye gayret ediyorum. Bu süreçte odak noktamı bölecek, dikkatimi dağıtacak başka bir kanala girmek istemiyorum. Ama okuma serüvenim hiç hız kesmeden, aksine derinleşerek devam ediyor; çünkü iyi bir teknik adamın beslendiği yer sadece taktik tahtası değil, hayatın kendisidir. Fırsat bulduğum her boşlukta edebiyata sığınıyorum. En son Albert Camus’nün o sarsıcı varoluşçu metinlerini ve Maksim Gorki’nin o muazzam nehir üçlemesini; yani Çocukluğum, Ekmeğimi Kazanırken ve Benim Üniversitelerim kitaplarını yeniden okuzum. Hayatın içindeki o sert mücadeleyi ve insan kalma kavgasını okumak, sahaya baktığımda da insanı daha iyi anlamamı sağlıyor."
Trabzonspor Dergisi
Yorumlar
Kalan Karakter: